Sperm sayısını artıran Yiyecekler Nelerdir? "Sebze ve Meyveler"

Sperm Artıran Yiyecekler Nelerdir? “Sebze ve Meyveler”

“Sperm artıran yiyecekler var mıdır?” sorusu son dönemlerde sıkça karşılaşılan bir soru. Günümüzde sayısı artmaya başlayan kısırlığın(infertilite) önemli nedenlerinden biri de yiyeceklerdir. Özellikle modernleşen dünyayla birlikte bir yandan beslenme şartlarında iyileşmeler olduğu belirlenirken öbür taraftan katkılı gıdaların artmasıyla sağlık problemleri ortaya çıkmaya başlamıştır. İnfertilite de bu sağlık problemlerinin başında gelmektedir. Diğer açıdan baktığımızda ise infertiliteye neden olan gıdalar kadar sperm kalitesini artıran gıdalar da vardır. Bu yazımızda sperm kalitesini artıran sebze ve meyvelere değineceğiz.

Sperm Artıran Sebze ve Meyveler Nelerdir?

  • Avokado
  • Brokoli
  • Fındık
  • Mantar
  • Domates

Japonya International University of Health and Welfare Üniversitesi çatısında yapılan bir çalışma, düzenli domates suyu tüketilmesinin sperm kalitesini artırdığını göstermektedir.

  • Çilek
  • Muz

İçinde bol miktarda A, C ve B1 vitaminleri barındıran muzda, nadir bulunan bir enzim olan Bromelin de vardır. Doğal bir antienflamatuar özellikli Bromelin, sperm sayısını ve hareketliliğini de arttırır.

  • Koyu yeşil yapraklı sebzeler

Brokoli, ıspanak gibi koyu yapraklı sebzeler sperm kalitesini olumlu yönde etkiler. Spermlerin sağlıklı bir şekilde gelişebilmesi için vücuda yeterli miktarda folik asit alınması gerekir. Folik asit yeşil yapraklı sebzelerde de bolca bulunmaktadır ve ıspanak folik asit yönünden bir hayli zengindir. Düzenli ıspanak tüketimi bu vitaminin vücuda yeterli miktarda alınmasını sağlayarak sperm sağlığı, kalitesi ve miktarını olumlu yönde etkiler.

  • İçinde C vitamini bulunan meyve ve sebzeler

C vitamini sperm sayısını pozitif yönde etkiler. İçinde bol miktarda C vitamini barındıran yiyeceklerin başlıcaları;

  • Limon, greyfurt, mandalina, portakal.
  • Kavun
  • Kivi
  • Yaban mersini
  • Taze rezene
  • Yeşil biber
  • Kırmızı lahana
  • Kuşburnu şeklindedir. C vitamini aynı zamanda, sperm üretmek için gerekli olan amino asitlerin yapı taşını oluşturuyor. Spermin kalitesini ve hızını artırmaktadır.

Sperm artıran yiyecekler: “Meyve ve Sebze” kategorisinin başında yukarıda sayılı gıdalar gelmektedir. Ancak bu gıdaların da yine aşırıya kaçmadan tüketilmesi gerektiğini belirtmek isteriz. Sperm artıran yiyecekler: “Gıdalar & Bakliyat” bir sonraki yazımızda ele alınacaktır.


l karnitin

L-Karnitin Nedir? Karnitin İçeren Besinler Nelerdir?

L-Karnitin denildiğinde akla ilk olarak gıda takviyeleri gelmektedir. Daha çok sporcular tarafından bilinen bu madde, vücutta kendiliğinden de oluşmaktadır. Bilinen ikinci özelliği ise yağ yakıcı etkisidir. Kilo vermek, hızı geliştirmek ya da performansı artırmak için kullanılan karnitin, vücutta en fazla epididim kaudada(testisin arkasına yerleşik kuyruk kısmı) üretilir. Böylece bu madde ile etkileşen spermler hareketlilik kazanır.

Üç farklı türü bulunmaktadır:

  • L karnitin
  • Asetil L karnitin (ALC)
  • Propionil L karnitin

Karnitinin Yararları Nelerdir?

Birkaç başlık altında toplamakta fayda vardır. Bunlardan başlıcaları;

  • Yağ Yakımı: Vücudun yağ depolamasına engel olur, iştahı kapatmayı sağlar.
  • Sperm Kalitesinin Artırılması: Çocuk sahibi olmak isteyen, sperm kalitesini artırmak isteyen erkekler için vücutta sperm kalitesinin artmasını sağlar. Yapılan çalışmalar özellikle sperm hareketliliğini olumlu yönde etkilediğini göstermektedir. Ayrıca sperm sayısı ve performansını da artırmaktadır.
  • Damar ve Kalp Problemleri: Yapılan çalışmalarda kalp yetmezliği tedavisi olarak kullanılması önerilmektedir. Damar genişletici özelliği vardır ve kalp krizine engel olduğu yönünde de çalışmalar mevcuttur.
  • Dayanıklılığı artırır, yorgunluğa iyi gelir.
  • Performans artırıcıdır.
  • Kemik erimesine engel olur.

İnceleme  çalışmalarından birinde ALC’nin ağrıyı azaltmada orta düzey etkisi olduğu gözlense de bu henüz kanıtlanmamıştır. Daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulan bir alandır.

Karnitin İçeren Besinler Nelerdir?

Esasen vücutta doğal olarak bulunan bu madde, doğal gıdaların pek çoğundan da alınabilinir. Kırmızı et;  başta kuzu eti ve sığır eti olmak üzere, peynir; başta kaşar peyniri olmak üzere, kümes hayvanları, süt, balık; özellikle morina balığı,  kepekli ekmek ve kuşkonmaz listede yer alan gıdalardır. Yüksek dozda karnitin içeren gıdaların içerikleri ise şu şekildedir:

  • Yaklaşık 110gr pişmiş sığır etinde 56-162 mg,
  • Bir bardak sütte 8 mg,
  • Yaklaşık 110gr pişmiş tavuk göğsünde 3-5 mg,
  • Yaklaşık 56gr cheddar peynirinde 2mg

Kırmızı et tüketerek beslenen yetişkinler günde ortalama 60-80mg karnitin tüketirken, vegan beslenen yetişkinlerde bu miktar 10-12mg şeklindedir. Yapılan çalışmalar, besin olarak alınan karnitinin %54-86’sının kan dolaşımına katıldığını gösterirken takviye olarak alınanların sadece %14-18’inin kan dolaşımına katıldığını göstermektedir. Tüketilmesi önerilen miktar ise 500-2000 mg arasındadır. Tabii doktor görüşü alınmadan öneriler dikkate alınmamalıdır.


diz Üstü bilgisayarın etkisi

Dizüstü Bilgisayar ve Sperm Kalitesi Üzerine Etkileri

Günümüzde yoğun bir şekilde kullanılan dizüstü bilgisayar, adının da önerdiği gibi dizüstünde kullanıldığında testis ısınmasına neden olur. Bu da erkek kısırlığı riskini doğurur. İnsan vücudunun normal sıcaklığı 37 derece iken testis sıcaklığı yaklaşık iki derece daha düşüktür. Sperm üretiminin yapıldığı bu bölgelerin vücut içinde bulunmama nedeni de aslında tam da bundandır. Sperm sıcağı sevmez! Uzmanlar testislerdeki ısı artışıyla sperm sayısı, sperm hareketliliği ve kalitesinde azalma görüldüğünü söylüyor. 

Dizüstü bilgisayarların iç ısısı çalışma esnasında 70 dereceyi geçebilir. Bu cihazlar ise yaygın bir şekilde üreme organlarına yakın bölgelerde kullanılmaktadır. Yani dizüstünde kullanılırsa üreme organlarını ısıtması kaçınılmazdır. Son yapılan araştırmalar ise wi-fiye bağlı dizüstü bilgisayarların erkek üreme organlarındaki ısıyı, normal vücut ısısının 2 derece kadar üstüne çıkardığını ortaya koydu.

Dizüstü Bilgisayar Zararları

Dizüstü bilgisayarların yaydığı aşırı ısının yanı sıra, kullanıcılarının bacaklarını birbirine yaklaştırmasına neden oluyor ve bu da testisleri sıkıştırarak üreme becerisini düşürüyor.

Bir diğer olumsuz taraf da ürettiği elektromanyetik frekanslar. Araştırmalara göre bu zararlı elektromanyetik frekanslar, erkek ve kadınlarda potansiyel üreme sorunları ortaya çıkarabilir. Amerikan Üreme Tıbbi Merkezi direktörü Ashok Agarwal, laboratuvar ortamında sperm örneklerini hücre gücünde elektromanyetik frekanslara maruz bıraktı. Sperm sayısı ve sperm hareketliliğinde önemli düşüşler kaydetti. Bu düşüşlerin şu an için kalıcı kısırlığa yol açtığı belirtilmemektedir. Yani baba olmayı düşünüyorsanız ve şimdiye kadar gördüğünüz zararlardan kurtularak eskiye dönmek istiyorsanız yolu; elektromanyetik frekansların etkisini azaltmak için dizüstü bilgisayarınızı masada kullanmak.

Zararlı bir diğer durum ise kullanıcısını hareketsiz hale getirmesi. Bilindiği üzere spor ve hareketli yaşam, sperm sayısını ve sperm hareketliliğini arttırıyor. Bu yüzden uzun süre hareketsiz oturmanın doğurganlığa olumsuz etkisi vardır.

Zararları Önlemek İçin Neler Yapılmalı?

Uzmanlar dizüstü bilgisayar kullanırken dizin üstüne konulacak bir yastığın bu sorunu azaltabileceğini belirtmektedir. Ya da dizüstü bilgisayarınızı masada kullanmaya da özen gösterebilirsiniz.

Hareket ederek de bu sorunları azaltabilirsiniz. Yani baba olmak isteyen erkekler; bilgisayarınızı kapatın, koltuktan kalkın ve harekete geçin. Veya en azından bilgisayarınızı masada kullanarak testislerinizden uzak tutmayı deneyebilirsiniz.


kadınlarda fazla kilo

Kadınlarda Fazla Kilo ve Obezitenin İnfertilite Üzerindeki Etkileri

Fazla kilo ve obezitenin kısırlığa neden olduğunu biliyor muydunuz?

Bebek sahibi olmak isteyen kadınların karşılaşabileceği çeşitli engellerden birisi de fazla kilolar ve obezite. Fazla kilolar ve obezite, bebek planlaması yapılan dönemde gebelik ihtimalini düşürdüğü gibi gebeliğe yardımcı tedavilerin olumlu sonuçlanmaması gibi riskleri de beraberinde getiriyor. Ancak söz konusu riskleri azaltacak veya ortadan kaldıracak adımlar da mevcut. Bebek planlamadan önce atılabilecek bu adımların başında beslenme kilo kontrolü geliyor.

Peki, fazla kilolar bebek sahibi olmaya neden ve nasıl engel oluyor?

Obezitenin, kadınlarda infertilite ve Polikistik Over Sendromu’nu tetiklediği biliniyor. Vücuttaki fazla yağ oranı östrojen dengesini bozarak infertiliteye neden olurken yumurtlama gerçekleşse bile kalitesiz yumurta oluşma riski yüksek oluyor.

Yetişkinlik çağı ile birlikte başlayan regl kanamalarının, obezite vakalarında düzensizleşirken ve kimi zaman tamamen yok olurken; sağlıklı bir şekilde kilo vermeye başladıktan sonra düzene girdiği ve oluşan yumurtaların da çok daha kaliteli olduğu belirtiliyor.

Fazla kilo söz konusu olduğunda yardımcı üreme tekniklerinde de olumsuz sonuçlanma riski artıyor. Bebek sahibi olmak isteyen aşırı kilolu kadınlar kilo vermeden tedavi sürecine girdiklerinde, aldıkları fazladan östrojen hormonu tedaviyi başarısızlığa uğratan bir diğer etmen oluyor.

Anne adayları, gebelik öncesi ve gebelik döneminde besin gruplarından tüketim miktarı be değerleri konusunda bilgilendirilmelidir. Kilo kontrolünde kafein ve tatlandırıcılar gibi birçok maddenin kullanımı azaltılırken, gebelik öncesi ve sürecinde folik asit açısından zengin besinler tüketilmelidir. Yetersiz tüketimin en fazla olduğu et, yumurta ve kurubaklagiller grubunun gebelikte beslenme açısından önemi vurgulanmalıdır.

Hamilelik Döneminde Kilo Kontrolü ve Sağlıklı Beslenmenin Önemi

Sağlıklı bir beslenme düzeniyle kilo kontrolü sağlamak, yalnızca bebek planlama döneminde değil;  sağlıklı ve rahat bir gebelik dönemi geçirmek için de önemli. Doğal yoldan veya tedavi yardımıyla bebek sahibi olunsa bile gebelik süresince gelişen obezite vakalarında düşük ihtimali artıyor.

Yapılan araştırmlar;  gebelikte obezite sıklığının her geçen gün artma eğiliminde olduğunu, fazla kilolu ve obez kadınların normal kilolu kadınlara göre doğum öncesinde, gebelikte ve doğum sonrasında birçok sorun açısından risk altında olduğu ortaya koymaktadır.

Obezite, gebelik sürecinde kadınların günlük yaşam aktivitelerini sınırlayan, sosyal ve psikolojik etkileri nedeniyle yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir sağlık problemi olarak gösterilmektedir. Gebelik ve öncesinde çok sık rastlanan sağlıksız ve düzensiz beslenmeye yol açan faktörleri tanıyarak bu durumun önüne geçilebilir. Yaş, ailede obezite öyküsü, kronik hastalık varlığı ve infertilite tedavisi gibi doğal faktörler etki edebilirken; gelir durumu, günlük uyku süresi, öğün atlama, hızlı bir şekilde/ geç saatlerde ve ayaküstü yemek yeme alışkanlıkları ve düzenli fiziksel aktivite ile kilo sorunları arasında önemli bir fark bulundu.

Aynı araştırmada, bebek planlayan fazla kilolu kadınlar için kilo vermeye yönelik beslenme ve egzersiz programlarının gebelik öncesi dönemde planlanması gerektiği belirtilmektedir.

Bebek Planlayan Kadınlara ve Anne Adaylarına Tavsiyeler

Fazla kilo sorunu ve sağlıksız beslenme her ne kadar dünya geneli ve toplumumuzda herkes için tehdit oluştursa da anne olmak isteyen veya anne adayı kadınların başta kendi sağlıkları olmak üzere dünyaya getirecekleri bebekleri için de çok daha fazla önem arz etmektedir. Yalnızca biyolojik sürecin olumlu ilerlemesi adına değil; günlük aktiviteler ve ruh hali açısından da hem anne hem bebek için en sağlıklısı düzenli bir beslenme ve kontrollü bir kilo olacaktır.

Bu bağlamda; düzenli aralıklı ve sağlıklı bir beslenme programı doktor eşliğinde hazırlanabilir ve kilo kontrolü takip edilebilir. Gebelik sürecinde bebek sağlığını riske atmayacak şekilde spor ve egzersiz yapılabilir ve doktorun kısıtlama getirmediği günlük aktivitelere devam edilebilir. Düzenli ve yeterli uyunmalı, televizyon izlemek gibi uzun süreli hareketsizliğe yol açan eylemlerden kaçınılmalı, doğa yürüyüşü yapılmalı ve en az fiziksel sağlık kadar mental (zihinsel) sağlık da gözetilmelidir.

Toplumumuzda yaygın bir inanış olarak gebe bir kadının iki kişilik yemesi gerektiği oldukça yanlış ve zararlı bir yönlendirme olup; yediklerinizin miktarı değil besin değeri önemlidir. Hangi besinleri ne sıklıkta ve ne kadar kullanacağınızı beden kitle indeksiniz doğrultusunda doktorunuzla kararlaştırmalısınız.

Tüm anne adaylarının mutlu  ve sağlıklı bir planlama ve gebelik süreci geçirmesini dileriz.


bebek idrar yolu enfeksiyonu

Bebeklerde Sık Görülen Bir Hastalık: İdrar Yolu Enfeksiyonu

Bebeklerde Yaygın Bir Hastalık: İdrar Yolu Enfeksiyonu (İYE)

Bebeklik ve çocukluk çağında sık görülen bir hastalık olan idrar yolu enfeksiyonu (kısaca İYE), diğer pek çok hastalıkla aynı belirtilere sahip olduğu için ebeveynler tarafından kolayca fark edilemeyebilir. Belirli bir yaşa kadar neredeyse tüm bebeklerde görülen İYE’nin başlıca belirtileri arasında sarılık, kilo alamama, kusma, yüksek ateş, huzursuzluk ve kötü kokulu idrar bulunuyor. Genellikle bu belirtilerle doktora başvurulduğunda örnek alınarak mikroskobik inceleme yapılmakta olup idrarda lökosit ve nitrit varlığı enfeksiyonun teşhisi için önemli bulguları oluşturmaktadır.

İYE Erken Teşhis Ve Tedavisi Neden Önemli?

Erken teşhis ve doğru tedavi ile 24 saat kadar kısa bir sürede belirtilerin ortadan kaldırılabildiği idrar yolu enfeksiyonu, teşhis ve tedaviye geç kalınması durumunda böbrekleri etkileyebilmekte ya da kronikleşebilmektedir. Bu durum ise bebek ve çocukların, ileriki yaşamlarında sağlık ve hayat kalitesini olumsuz etkileyebilmektedir.

Yenidoğan bebeklerde ve okul çağına kadar çocuklarda enfeksiyonun erken tanınması, enfeksiyona bağlı gelişen renal (böbreklerle ilgili) hastalık riskini azaltacağı için erken teşhis ve tedavi göz ardı edilmemelidir. Özellikle okul çağına kadarki süreçte çocukların kendini ifade etmesi daha zor olduğundan belirli aralıklarla gerekli test ve kontroller yapılmalıdır.

İdrar Yolu Enfeksiyonu Nasıl Önlenebilir?

Özellikle yaşları göz önünde bulundurulduğunda, çocuklar için tedaviden daha iyi bir adım varsa o da tedbirdir. Nitekim hiçbir anne-baba çocuğunun sancılı bir süreç geçirmesini ya da henüz küçük yaşta ilaç tedavisi görmesini istemez. Her 5 çocuktan 1’inde görülen idrar yolu enfeksiyonunu önlemek için dikkat edilmesi gerekenler noktalardan bazıları:

  • Bol bol su ve doğal bitki çayları tüketilmelidir.
  • Kendi temizliğine dikkat edemeyecekleri düşünülerek, çocukların günlük temizlikleri yapılmalı ve pamuklu iç çamaşırları tercih edilmelidir.
  • Anatomik yapı nedeniyle enfeksiyonun özellikle kız çocuklarında sık görülebileceğini dikkate alarak tuvalet eğitimi ve temizliğe dikkat edilmelidir.
  • İdrar yolu enfeksiyonları bakteri kaynaklı olup; okul, park, alışveriş merkezi gibi umumi alanlarda, mecbur kalmadıkça, tuvaletler kullanılmamalıdır.
  • Herhangi bir belirti veya şikayet olmaksızın bebek ve çocuklar düzenli olarak doktor kontrolünden geçmelidir.

Çocuklarda İdrar Kaçırma (Üriner İnkontinans)

Hayatın hemen her döneminde görülebilen idrar kaçırma, birtakım nedenlerle çocukluk döneminde daha sık rastlanmaktadır. Bu nedenler; genetik, obezite, uyurken nefes alamama gibi fiziksel faktörlerden kaynaklanabileceği gibi dikkat eksikliği ve duygu durumu gibi psikolojik unsurlara da dayanabilmektedir.

Çocuklarda huzursuzluk, karın ağrısı, idrar yaparken yanma gibi başlıca nedenlerle hastaneye başvurulduğunda; böbrek ve idrar yolları ultrasonu, sintigrafi (radyoaktif bir maddenin böbreklerde dağılımının dışarıdan görüntülenmesi) ve ürodinami (mesane kapasitesini ve basıncını ölçme) gibi kolay ve kısa süreli tetkikler uygulanmaktadır. Ebeveynlerin gözlemleri yardımıyla nedenler doğru bir şekilde saptanarak tedavi edilebilir ve ileriye yönelik ciddi sorunlar önlenebilir.

Tedavi Sürecinde Nelere Dikkat Edilmeli?

Her hastalığın teşhis ve tedavi sürecinde olması gerektiği gibi idrar kaçırma sorunu yaşayan çocuklara yaklaşım da anlayış ve sabır çerçevesinde olmalıdır. Belirtiler ve yapılan tetkikler sonucunda ebeveyn ve doktor işbirliği ile gerçekleşecek tedavi yöntemleri; tuvalet eğitimlerini içeren üroterapi, nispeten daha uzun süreli ilaç tedavisi ve en son başvurulabilecek cerrahi işlemleri içermektedir.

İdrar kaçırma sorununun önlenmesinde veya tedavi sürecinde destekleyici adımlar olarak şunlara dikkat edilmelidir:

  • Çay, kahve ve gazlı içecekler özellikle uyku saatleri öncesinde tüketilmemelidir.
  • Tuzlu, baharatlı ve acılı gıdalar böbrekler ve genel olarak boşaltım sistemine zarar vereceğinden uzak durulmalıdır.
  • Psikolojik nedenler söz konusu ise anlayış ve sabır ile yaklaşılmalı; çocuk azarlanmamalıdır.
  • Çocuklara, gün içerisinde belirli aralıklarla tuvalet ihtiyacı olup olmadığı hatırlatılmalıdır.

Bebeğiniz sağlığını test edebilmek ve gerekli adımları zamanında atabilmek için BabyLab sayfamızdan ev tipi idrar cihazımızı inceleyebilirsiniz. Sağlıklı nesiller yetişmesi dileğiyle…


AIDS

Toplumsal ve Bireysel Bağışıklık için Ciddi Bir Tehdit: AIDS

Tüm bireylerin AIDS başta olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı bilgi edinmesini, duyarlılık ve farkındalık kazanmasını umuyor; sizlere ve sonraki nesillere sağlıklı bir gelecek diliyoruz.

Ne Kadar Farkındayız?

Ülkemizde ‘cinsel yolla bulaşan hastalıklar’ (CYBH) denildiğinde büyük bir çoğunluğun aklına yalnızca AIDS/HIV gelmekte olup söz konusu kategoride düşündüğümüzden çok daha fazla hastalık ve virüs bulunmaktadır. Peki, ülkemiz ve dünya genelinde bu kadar sık görülen ve önemli hastalıklardan biri olan AIDS/HIV hakkında neler biliyoruz?

Edinilmiş Bağışık Yetmezliği: AIDS

HIV virüsünün ileri safhalarında ve önlem alınmadığı durumlarda gelişen AIDS, vücutta bağışıklık sistemini zayıf düşürerek hastalıklara ve kanser türlerine karşı korunmasız bırakmaktadır. Hastalığın yayılmasında ve genellikle son safhalarda teşhis edilebilmesindeki en önemli neden; yıllarca belirti vermeyen kuluçka süresidir. HIV virüsü taşıyan bir birey, herhangi bir belirti göstermeyebilir ve hatta ilk aşamalarda söz konusu virüs testlerle bile teşhis edilemeyebilir. Bu nedenle özellikle risk grubundaki bireyler (korunmasız cinsel temas, çok eşlilik, ortak enjektör kullanımı…) düzenli aralıklarla test yaptırmalıdırlar. Gebelik sürecinde ve doğum sonrası emzirme ile de anneden bebeğe geçebilmektedir. HIV virüsü ve AIDS için tedavi bulunmamakla birlikte, bireylerin yaşamını sağlıklı sürdürebilmeleri için çeşitli ilaçlar mevcuttur.

2015 yılı 30 Kasıma kadar 1.445 HIV, 80 AIDS vakası bildirilmiştir. Bu vakaların yüzde 14,7’si yabancı uyruklu olup,  yüzde 83’ü erkektir. 

TC Sağlık Bakanlığı

Peki, ülkemizde erkeklerin cinsel yolla bulaşan hastalıklara ilişkin bilgi düzeyi ne durumda?

Yapılan bir araştırma sonucunda; evli erkeklerinin büyük çoğunluğunun CYBH’ler ile ilgili bilgilerinin belli bir düzeyle sınırlı olduğu görülmüş olup, bu bilgi seviyesinin arttırılması ve doğru bilgi kaynaklarına erişim sağlamayı kolaylaştırmak için cinsel sağlık eğitiminin daha yaygın hale getirilmesi önerilmektedir.

AIDS’e zemin hazırlayan ve bireyleri risk grubuna taşıyan nedenler arasında; küçük yaşlarda cinsel ilişki yaşanılması, çok sayıda cinsel eşe sahip olunması, para karşılığı cinsel ilişkide bulunanlarla birlikte olunması, cinsel ilişki sırasında kondom kullanılmaması gibi birçok farklı faktörlerden kaynaklandığı bilinmektedir. Eğitim, toplumsal yanılgılar ve yanlış bilgilendirme gibi nedenleri içeren sosyo-demografik özellikler de AIDS başta olmak üzere cinsel hastalıkların oluşması ve yayılmasında etkili olmaktadır.

Veriler Ne Söylüyor?

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, her yıl bütün dünyada 340 milyon tedavi edilebilen ‘cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlar’ (CYBE), milyonlarca tedavisi mümkün olmayan CYBE ortaya çıkmaktadır. Gelişmiş ülkelerde yapılan çalışmalar ve eğitimler bu sayıları azaltmakta ya da tedavi aşamalarını geliştirmekte ise de AIDS, dünya genelinde sayısal ve sosyal açıdan tehdit oluşturmaya devam etmektedir.

HIV/AIDS’in Bireysel ve Toplumsal Sonuçları

Diğer tüm hastalıklarda olduğu gibi burada da erken teşhis ve tedavi hayati boyutta önem arz etmektedir. Teşhis ve tedaviye geç kalınması durumunda, AIDS başta olmak üzere cinsel yolla bulaşan hastalıklar; kısırlık, enfeksiyon, kalp hastalıkları, kalıcı beyin hasarları ve hatta ölümle sonuçlanabilmektedir. Bu bağlamda, düzenli olarak kontroller gerçekleştirmenin yanı sıra kendinizde veya partnerinizde bu hastalıklara ilişkin bir belirti fark etmeniz durumunda doktorunuzla iletişime geçerek gerekli testleri yaptırmalısınız.

Belirtiler yıllarca saptanamasa ve tedavi aşaması her ne kadar gizli tutulsa da öncelikle bireyin psikolojisi başta olmak üzere aile yaşantısı ve toplumda kendini konumlandırması gibi sosyal gereklilikler de ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

Aile ve toplumun değerli bir parçası olarak her birey, ilk önce kendi sağlığından sorumludur. Cinsellik gibi hayatımızın büyük bir bölümünün oluşturan ve yalnızca kendimiz için değil karşı taraf ve nihayetinde toplumun geneli için önem arz eden bir kavram söz konusu olduğunda ise ekstra hassasiyet gösterebilmeliyiz.

Sağlıklı ve mutlu günler dileriz.


kısırlık infertilite

Erkeklerde Kısırlık Nedir? Kısırlığın Nedenleri Nelerdir?

Kısırlık (İnfertilite) Nedir?

Aile planlaması kapsamında eşlerin, bir yıl süre ile herhangi bir şekilde korunmaksızın düzenli olarak olarak devam eden cinsel ilişkilerine rağmen çocuk sahibi olamamaları ‘’infertilite’’ (halk arasındaki adı ile kısırlık) olarak adlandırılmaktadır.

Günümüzde kısırlığa ilişkin teşhis ve tedavi yöntemleri her ne kadar gelişmiş ve artmış olsa da bireysel veya toplumsal açıdan birtakım yanılgılar söz konusu. Bu yanılgılar bazen aileleri ve süreci psikolojik olarak olumsuz etkilerken bazen de yanlış teşhis ve bilinçsiz tedavilere neden olabilmektedir.

Her sorunda olduğu gibi önce nedenleri doğru bir şekilde belirlemek ve doğru kişilerin yardımıyla tedaviye başlamak önem arz etmektedir. Peki, yukarıda en genel hatlarıyla tanımladığımız infertilitenin nedenleri nelerdir? Kadınlarda ve erkeklerde infertilite oranı nedir?

Erkeklerde İnfertilite Nedenleri

Varikosel: Testislerdeki toplardamar genişlemesinin infertiliteye yol açabileceği düşünülüyorsa küçük bir operasyon ile düzeltilebilmektedir.

Sperm kanallarında tıkanıklık: Genellikle çeşitli enfeksiyonel rahatsızlıklar sonucu oluşan tıkanıklara kanalların ince oluşu ya da kist ve taşlar da neden olabilmektedir.

Vazektomi: Ülkemizde yaygın olmamakla birlikte, korunma yöntemi olarak sperm kanallarının cerrahi işlemle bağlanmasıdır. yeniden açılması mümkün olsa da sperm sayısını düşürebilmekte ve infertiliteye neden olabilmektedir.

Retrograd ejakülasyon: Genellikle mesane boynunun kapanmaması nedeni ile spermlerin, penisten dışarı atılmak yerine semenle birlikte mesaneye akmasıdır. Tedavi yöntemleri ise rahatsızlığın sebebine bağlı olup; kas egzersizleri ya da ilaçlarla tedavi edilebilmektedir.

İnmemiş testis: Doğumdan önce testis torbalarına yerleşmesi gereken testislerin inmemesi durumudur. İnfertilite nedeni ise vücut sıcaklığının altında bulunması gereken spermlerin, torbalara yerleşememesi ile vücut sıcaklığında kalmasıdır.

Kanser: Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar ve radyasyon, infertiliteye yol açabilmektedir.

Sigara ve alkol kullanımı, aşırı kilo, yüksek sıcaklığa maruz kalma ve yaş gibi etkenler de tek başlarına ya da yüksek oranda etkili olmasa da infertilite faktörleri arasında bulunmaktadır.

Kadın ve Erkekte İnfertilite Oranı

Toplumsal yanılgıların aksine, kadın ve erkekte infertilite oranı (değişkenler göz önüne alınmaksızın biyolojik olarak) eşit düzeyde olup %40’tır. %10’luk bir kısım çeşitli değişkenlerden oluşup ‘’kadın ve erkek ilişkili nedenlerden’’ meydana gelirken kalan %10’u ise bilinmeyen nedenler oluşturmaktadır.

Doğum kontrol ve korunma yöntemlerini bırakır bırakır bırakmaz çocuk sahibi olabileceğini düşünen çiftler ve en nihayetinde toplum, henüz infertilite teşhisi için çok erken olan ilk birkaç ayda bilinçsizce ‘’kısırlık teşhisi’’ koysa ve bir ‘’sorumlu’’ arasa da yeterli zaman ve detaylı bir inceleme olmaksızın infertiliteden söz edilemez.

Teşhis ve Tedavi Süreci

İnfertilite nedenleri kişiden kişiye ve çeşitli sebeplerle değişkenlik göstermekte olup teşhis ve tedaviler de bu sebepler doğrultusunda değişebilmektedir. Bu noktada atılabilecek en doğru ve bilinçli adım, doktorunuzla görüşmek olacaktır. Şikayet belirtilerinize bağlı olarak spermiyogram (semen analizi) ve diğer testler sizi en doğru teşhislere götürecektir. Kendi kendinize veya kulaktan dolma bilgilerle teşhis koymanız veya tedavi arayışına girmeniz fayda sağlamayacağı gibi zararla da sonuçlanabilir.

Burada infertilitenin en sık görülen nedenlerinden bahsettik ancak çok daha farklı etkenler söz konusu olabilmektedir. Zira küçükken geçirdiğiniz ateşli bir hastalıktan şu anki yaşam tarzınıza kadar infertiliteye neden olabilecek onlarca faktör sayılabilir. Bu nedenle en doğru teşhisi, sizi dinledikten sonra doktorunuz koyacak ve yine en doğru tedavi sürecini sizinle birlikte karar vererek doktorunuz belirleyecektir.

Her aşamada sizi çok iyi anladığımızı ve yalnız olmadığınızı belirttiğimiz ”Çocuk Sahibi Olmak İsteyenler” yazımızı da okuyabilirsiniz.

Sizlere stresten uzak, mutlu bir birliktelik ve sağlıklı nesiller yetiştireceğiniz bir aile dileriz.


bebek sağlığı nasıl korunur

Mevsim Geçişinde Bebek Sağlığı Nasıl Korunur?

Ebeveynler için bebek sağlığı önem arz eden bir konu olup yetişkinlerden çok daha hassas bir yapıya sahip bebeklerin vücut direnci, özellikle mevsim geçişlerinde artan salgın ve virüs gibi dış faktörlerle her zaman başa çıkamayabilir. Sıcaklıkların ani değişimi ya da baharın beraberinde getirdiği polenler dahi bebekleri kısa sürede etkileyebilir. Bu gibi durumlarda en iyi tedavi yöntemlerinden ziyade en iyi önlemleri bilmek, vücudu ilaçlar için henüz hazır olmayan bebekler için çok daha faydalı olacaktır.

Yetişkin bireyleri bile fiziksel ve psikolojik açıdan etkileyen mevsim geçişlerinde bebeklerde en sık hangi hastalıklar görülmektedir? Bu hastalıkların önlem ve tedavi basamakları nelerdir?

Mevsim Geçişinde Bebek Sağlığı Nasıl Sağlanır? Bebeklerde Sık Görülen Hastalıklar ve Alınabilecek Önlemler Nelerdir?

Özellikle havaların soğumaya başladığı mevsim geçişlerinde bebek ve çocuklarda en sık görülen hastalıklardan biri olan üst solunum yolu enfeksiyonlarına genellikle bademcik iltihaplanması, farenjit, larenjit, sinüzit ve orta kulak enfeksiyonları eşlik etmektedir. Yüksek ateş, ses kısılması, kulak ağrısı gibi belirtilerle başlayan enfeksiyonlar, özellikle vücut direncinin henüz çok düşük olduğu bebeklerde doğru beslemeye ve üşümeyecekleri şekilde giydirmeye dikkat ederek, kalabalık ve ortak alanlardan uzak tutularak olası riskler en aza indirilebilir.

Genellikle bahar aylarına girerken görülmekle birlikte, evdeki tozların, ağaçlardaki polenlerin ya da çeşitli gıdaların da neden olduğu alerjik reaksiyonlar; bebeğin vücudunu yakından tanımayı, zararlı olabilecek madde/nesnelerle temasını engellemeyi ve hijyene dikkat etmeyi gerektiriyor. Diğer hastalıklara göre ilaçlarla kısa sürede atlatılan alerjiler için mutlaka doktorunuzla görüşmeli ve alerjiye sebep olan faktörleri netleştirmelisiniz.

Üst solunum yolu enfeksiyonları ile benzer belirti ve şikayetlere sahip astım, bebeklerde öksürük ve nefes darlığı ile kendini göstermektedir. Bilindik en temel nedeni mevsim geçişlerindeki ani soğumalar olup, ilerlemesi durumunda hava yolu mukozasında iltihap ve ödem oluşturabilmektedir.

Mide ve bağırsak enfeksiyonları da bebek ve çocukların sık sık yaşadığı rahatsızlıklardan birisi. Mevsim geçişlerinin yanı sıra beslenme şekli ile de ilişki olup genelde ishal ve kusma ile kendini göstermektedir. Bu gibi durumlarda çokça sıvı kaybı yaşandığından bebeğinizin bol sıvı tükettiğinden ve sağlıklı/temiz gıdalar aldığından emin olmalısınız.

Belirttiğimiz hastalıklar, bebek ve çocukların mevsimsel olarak karşılaştığı hastalıklardan yalnızca birkaçı. Bebeğinizde daha farklı belirtiler ve şikayetler görebilirsiniz; en doğru teşhis ve tedavi için mutlaka aile hekiminizle görüşmelisiniz.

Olabildiğince Yumuşak Bir Mevsim Geçişi…

Belirtiler, hastalıklar ve tedaviler bebekten bebeğe değişirken alınabilecek önlemler hemen herkes için aynı. Bebeğinizi temiz ve yaşına uygun gıdalarla besleyin, bol ve temiz su tükettiğinden emin olun. Özellikle bebeklik ve erken çocukluk döneminde umumi kullanılan ve kalabalık ortamlardan uzak tutmalısınız. Bebeğinizin düzenli ve kaliteli bir uyku düzeni olmalı. Üşümesinden endişe edebilirsiniz ancak aşırı terlemesi de üşütme olasılığını artırabilir.

Mevsim geçişleri ve hava değişimleri, bebek ve çocukları yalnızca fiziksel değil; psikolojik açıdan da etkilemektedir. Fiziksel aktiviteler ve rahatlatıcı egzersizlerle bebeğinizi rahatlatabilirsiniz. Tüm hastalıkların önlem ve tedavisinde bebekler için anne sütü; çocuklar için ise yeterli vitamin ve protein alımı önem arz etmektedir.

Bebek sağlığında emzirmenin önemine ilişkin yazımızı inceleyebilirsiniz.

Gelecek nesillerin bugünkü adaylarında en doğal ve sağlıklı önlemleri tercih etmeniz dileğiyle…


küvet günü

Sıcak Su Spermleri Etkiler Mi?

Yorucu bir günün ardından eve geldiğinizde küvette, sıcak su içerisinde rahatça dinlenmek istediniz mi hiç? Ya da sıcak suyun gözenekleri açtığı düşüncesiyle cildinizi temizlemek ve ferahlatmak adına sıcak bir duş aldınız mı?

Aslında hepimizin hayat boyu haftada en az birkaç kez yaptığı bir şeyden bahsediyoruz: Sıcak suyla duş almak ve sıcak suyla dolu bir küvette zaman geçirmek. Her ne kadar bir süre rahatlatıcı gelse de sıcak su ile duş almanın özellikle erkek sağlığı üzerindeki etkileri o kadar da iç açıcı değil ne yazık ki. Bulunulan ortam sıcaklığı bile erkek üreme organlarını olumsuz etkilerken sıcak su ile doğrudan temasın nelere yol açabileceğini biliyor musunuz?

Sıcak Su ile Duş Alma ve Küvette Kalmanın Erkek Sağlığı Üzerinde Etkileri

Ülkemizde ve dünya genelinde yıllardır sürdürülmekte olan pek çok araştırma bulguları, sıcak suyun testislere ve dolayısıyla spermlere iyi gelmediğini açıklıyor. Nitekim fiziksel olarak bakıldığında erkek üreme organlarının (özellikle testislerin) dışarıda bulunmasının bir anlamı var: Vücut sıcaklığına göre daha soğuk bir ortamda bulunmaları gerekliliği.

Bu konuda gerçekleştirilen deney ve araştırmaların somut sonuçlarına yakından bakılacak olursa; sıcak suyla duş almayı veya küvette sıcak suda kalmayı bıraktıktan birkaç ay sonra 11 erkekten 5’inin sperm sayısında ciddi artış görüldüğü ve çok daha kısa bir süre içerisinde sperm hareketliliğinin %12-34 arasında arttığı belirtiliyor.

Androloji Uzmanları ve Ürologlar Bu Konuda Ne Düşünüyor?

Erkek üreme organlarının fonksiyonlarını en iyi şekilde yerine getirebilmesi için bir sıcaklık ortalaması bulunduğu (32°- 35°) ve bu ortalamanın çok üzerinde veya altında bir soğukluğun spermlere zarar verebileceği belirtilmektedir.

Yapılan çalışmaların neredeyse tamamı sıcak suyun sperm sayısındaki düşüşüne işaret ederken sperm kalitesi ve kısırlığa etkisi üzerinde hala çalışılmaktadır. Sheffield Üniversitesinden Androloji Doktoru Allan Pacey, durumu şöyle özetliyor:  ‘’Sıcak suyun spermlerin kalitesi üzerindeki etkilerine yönelik araştırmalar devam etmekle birlikte, üretkenliği konusunda hassas olan ve çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerin soğuk su ile duş almasında fayda var.’’

Erkek sağılığı üzerine çalışmalar yürüten Amerikan Dr. Paul Turek, erkeklerin çok sıcak su veya sıcak su dolu küvette kalmayı azaltmaları durumunda IVF (halk arasındaki adı ile tüp bebek) ve diğer tedavilere de ihtiyaçlarının azalacağını belirtiyor.

Tüm bunların ardından, erkek sağlığı ve daha kaliteli bir yaşam için nelere dikkat edilebilir birlikte bakalım:

  • Mesleki zorunluluklar veya sosyal yaşamın getirileri dahilinde de olsa vücudunuzu, özellikle üreme organlarınızı vücut sıcaklığının üstünde bir sıcaklığa maruz bırakmayın.
  • Olabildiğince rahat edebileceğiniz kıyafetler giyin; aşırı sıcaklıkta ısı ayarını yapamayan testisler, kalitesiz sperm üretimi yapabilir.
  • Obezite gibi yağlı gıda tüketimine bağlı hastalıkların genel anlamda insan sağlığının yanı sıra erkek sağlığını da olumsuz etkilediğini unutmamalı ve beslenme şeklinize dikkat etmelisiniz.
  • Sıcak su ile duş almanın zararları kadar soğuk su ile duş almanın faydaları da mevcut. Erkek sağlığına yararlarının yanı sıra soğuk suyun cilt ve vücudun genelinde pek çok faydası bulunmaktadır.

Tüm baba adayları başta olmak üzere herkese sağlıklı ve kaliteli günler dileriz. Dünya Küvet Günü kutlu olsun!


Emzirmenin faydaları ve önemi

Emzirmenin Faydaları ve Etkileri Nelerdir?

Tüm anne ve anne adaylarının Emzirme Haftasını kutlar, bebekler başta olmak üzere tüm ailelere sağlıklı yarınlar dileriz. Emzirmenin faydaları konusuna geçmeden önce Emzirme Haftasının öneminden bahsetmek gerekirse;

Dünya genelinde 1-7 Ekim arası olarak kabul edilen Emzirme haftasının önemi; hatalı anne sütü uygulamalarının önlenmesi, emzirmenin korunması ve teşvik edilmesi olarak özetlenebilir. Sağlıklı yarınlara hazırladığımız bebeklerimizin anne sütüyle beslenmesine dikkat çekmek için Emzirme Haftası, ülkemizde ve dünya genelinde pek çok kurum ve kuruluş tarafından tanınmakta ve kutlanmakta olup sağlık kuruluşları da bu bağlamda çeşitli eğitim ve etkinlikler düzenlemektedir.

Toplumumuzda, emzirmenin besin takviyeleri ve ek gıdalarla desteklenmesi gerektiği yönünde yanlış bir algı oturmuş olsa da bebeklerin doğumdan sonra hemen emzirilmeye başlatılması, ilk 6 ay sadece anne sütü verilmesi, ancak 6. aydan sonra ek besinlere geçilmesi ve emzirmenin en az 2 yıl daha devam ettirilmesi oldukça önemlidir.

Emzirmenin Kadın Sağlığı Üzerindeki Etkileri

Gebelik ve doğumun ardından hem anne hem de bebek için hassas ve önemli bir süreç olan emzirme dönemi, yalnızca bebeğin beslenmesi ve anne-bebek bağı için önem taşımıyor; aynı zamanda doğrudan veya dolaylı olarak kadın sağlığı üzerinde büyük bir rol oynuyor.

Kadınlarda daha sık görülen birtakım hastalıklar ile emzirme arasında pozitif bir ilişki söz konusu; eklem iltihabının sık görülen bir çeşidi olan romatoid artrit ve diyabet bunlardan yalnızca bazıları. Aynı zamanda meme ve yumurtalık kanseri ile osteoporozun (kemik erimesi)neden olduğu kemik kırıklarını da önlediği bilinmektedir.

Doğumdan itibaren emzirmeye başlayan kadınlarda doğum sonrası kanama riski azalmakta olup; kanama ve kan kaybı daha az olacağından anemiye(kansızlık) bağlı halsizlik, çarpıntı, çabuk yorulma gibi durumlar da daha az görülmektedir.

Annenin bebeği ile daha sağlıklı bir ilişki kurmasında ve uzun süreli emzirme isteğinde en önemli faktörlerden biri de beden ve ruh sağlığıdır. Gebelik ve doğumla birlikte fizyolojik ve psikolojik değişimler yaşayan annelere yardımcı ve destek olma görevi ise babalara düşmektedir. Özellikle doğum sonrası erken dönem başta olmak üzere anne ve bebek ilişkisine destek olmalı, annenin deneyimlediği fiziksel ve psikolojik değişimler anlayış ve sevgi ile karşılanmalıdır.

Bebek Açısından Emzirmenin Faydaları

Anne sütü ile beslenen bebekler, hazır gıdalarla beslenen bebeklere göre enfeksiyonlar başta olmak üzere birçok hastalığa karşı daha dirençlidir. Ayrıca, doğumu takip eden 1 yıl içerisinde anne sütü ile beslenen bebeklerin ilerleyen yıllarda fiziksel, zihinsel ve sosyal yaşantılarının çok daha sağlıklı geliştiği bilinmektedir. Büyüme ve gelişmenin çok hızlı olduğu yaşamın ilk birkaç yılında anne ya da bebekte herhangi bir sağlık sorunu teşhis edilmedikçe emzirmeye devam edilmelidir.

Anne ve bebek sağlığı için ilk ve en önemli adım olan anne sütü teşvikini destekliyor; sağlıklı nesiller yetiştirecek tüm ebeveyn ve ebeveyn adaylarına sağlık dolu günler diliyoruz.